Yuvadan Uçan Kuşlar

   Gitgide olgunlaşıyordum. Yaşıtım olan elmalarla konuşmak çok keyif vericiydi ve bunu bırakıp gidecek olmak beni bazen üzüyordu. Tabii, bir yandan da yeni yerler keşfetmek, beni sulamaya gelen amcalardan başka kişileri tanıyabilecek olmanın heyecanıyla bir an önce beni toplayıp pazarda satmak için götürmelerini istiyordum.

  Siz bizim ağaçtan toplanma anımızı “Kuş yuvadan uçuyor.” dediğiniz olay gibi düşünebilirsiniz.

  Evet, sonunda benim de dört gözle beklediğim an gelmişti: Kuş olup yuvadan uçtuğum an. Henüz küçücük bir elmacıktım ama sizler için yeterince olgunlaşmış, görünce ağzınızı sulandıracak türden bir elmaydım. Yani siz bana elmacık da demezdiniz. Konu çok dağıldı, en iyisi toplayalım. Şimdi bir tezgahın üstündeyim, başımda hiç tanımadığım biri beni satmaya çalışıyor. İlk başta çok korktum, biraz da heyecanlıydım ama sizinle konuşurken unuttum gitti. Gerçekten hiç bu kadar heyecanlı hissetmemiştim. Biraz etrafa bakınmak istedim. Buradaki diğer elmalar hiç dost canlısı gibi görünmüyordu, hepsinin suratı asıktı ve hiçbir ağzını bıçak açmıyordu.

   Gözümü bir noktaya sabitlemiş bakıyordum ve birden çok samimi görünen güler yüzlü bir hanımefendi belirdi. Tam o sırada “Keşke beni o satın alsa.” diye hayıflandım. Bir an beni satın almasını istediğim için bana doğru geldiğini sandım. Hayır, gerçekten de bana doğru geliyordu. Tezgahtar ve -beni almasını istediğim- hanımefendi arasında birkaç kısa diyalog geçti. Elma alacaktı, bu tezgahtan alacaktı ama beni seçeceği ne malumdu?

   Beni de almıştı. Bir süre torbasında kaldıktan sonra bir eve geldim. Çok hoştu. Beni yemeden önce kesmemelerini umut ediyordum. Böylesi hem onlar için, hem benim için daha sağlıklı olurdu, öyle de yaptılar. Sevimli bir çocuk beni ısırdı, önce biraz acıttı sonra geçti. Onun içi çok yararlı bir besindim. Sadece düşününce artık bitmiş olduğumu fark ettim. Lakin öyle çevreci bir aileye denk gelmişim ki çekirdeğimi küçük bir saksıya ektiler. Her gün suladılar beni. Yeniden filizlenmek, yeniden, yeniden yeni umutlara tutunmak…

   “ Daha şu saksıdan ilk çıktığım anı, bu eve ilk girdiğim günleri hatırlıyorum çocuklar. Ya işte böyle…” Doğduğum ağaçta bizlere hep buralara nasıl gediğini anlatırdı. Şimdi ben onun yerindeyim. Halbuki hepsi dün gibiydi. Zaman ne kadar da çabuk geçmişti, ben bile inanamamıştım. Şimdi ben mi tek tek dalımdan küçük yavrularımı uğurlayacaktım? Bir gün bende mi kuşlarımı yuvadan uçuracaktım?

Yorum bırakın