Gelecekteki Ben İçin

21.08.2020

Sevgili Gelecekteki Ben,

Merhaba! Açıkçası ne diyeceğimi pek bilemiyorum fakat bir yerden başlamalı.

Öncelikle, umarım sorumluluklarının farkındasındır ve buna göre hareket ediyorsundur. Keyfine çok düşkün olduğunu gayet iyi biliyorum, o yüzden sana şunu hatırlatmalıyım ki sorumlulukların istek ve zevklerinden önce gelir, hep böyle oldu zaten. Sana şunu demeliyim ki, eğer şu anda bunu okuyorsan, biraz dur, düşün ve kendini eleştir. Hep başkalarını değil, kendini, bu defa kendine bak. Hiçbir zaman bir şeye çok takılma, sonuçta olan oldu ve elinde bunu değiştirebilme gibi bir şansın yok. Bunu sen de biliyorsun.

Sonrasında, asla ama asla kendini hiçbir şeyden üstün görme, çünkü değilsin! Ve sakın kibirlenme. Sabretmeyi, beklemeyi öğren ve şunu unutma ki bazen bir şeyler beklerse daha iyi ve güzel olabilir. Çok basit ve kısa bir örnek: Bir tatlıyı düşün mesela, eğer şerbetini güzelce içine çekerse, biraz beklerse emin ol ki çok daha güzel olur.

Lütfen disipline, istikrarı, düzeni elden bırakma ve senin için faydalı olacak şeyler yap, boş ve faydasız şeyler değil. Kendini kontrol etmeyi öğren, her konuda.

Ve en önemlisi -ayrıca sanırım son olarak-, etrafındaki insanlara karşı olan tavırlarına dikkat et, hiçbir zaman gereğinden fazla konuşma. Konuşmadan önce düşün ve hiçbir zaman haddini aşma, hiçbir konuda! Şunu unutma ki gereğinden fazla olan her şey aslında bir zehirdir.

Bilemiyorum bunların bir faydası olur mu veya umursar mısın bunları ama umarım bunların hiçbirine ihtiyacın yoktur. Hadi kal sağlıcakla.

Sevgilerle 2020’deki Ben

Yuvadan Uçan Kuşlar

   Gitgide olgunlaşıyordum. Yaşıtım olan elmalarla konuşmak çok keyif vericiydi ve bunu bırakıp gidecek olmak beni bazen üzüyordu. Tabii, bir yandan da yeni yerler keşfetmek, beni sulamaya gelen amcalardan başka kişileri tanıyabilecek olmanın heyecanıyla bir an önce beni toplayıp pazarda satmak için götürmelerini istiyordum.

  Siz bizim ağaçtan toplanma anımızı “Kuş yuvadan uçuyor.” dediğiniz olay gibi düşünebilirsiniz.

  Evet, sonunda benim de dört gözle beklediğim an gelmişti: Kuş olup yuvadan uçtuğum an. Henüz küçücük bir elmacıktım ama sizler için yeterince olgunlaşmış, görünce ağzınızı sulandıracak türden bir elmaydım. Yani siz bana elmacık da demezdiniz. Konu çok dağıldı, en iyisi toplayalım. Şimdi bir tezgahın üstündeyim, başımda hiç tanımadığım biri beni satmaya çalışıyor. İlk başta çok korktum, biraz da heyecanlıydım ama sizinle konuşurken unuttum gitti. Gerçekten hiç bu kadar heyecanlı hissetmemiştim. Biraz etrafa bakınmak istedim. Buradaki diğer elmalar hiç dost canlısı gibi görünmüyordu, hepsinin suratı asıktı ve hiçbir ağzını bıçak açmıyordu.

   Gözümü bir noktaya sabitlemiş bakıyordum ve birden çok samimi görünen güler yüzlü bir hanımefendi belirdi. Tam o sırada “Keşke beni o satın alsa.” diye hayıflandım. Bir an beni satın almasını istediğim için bana doğru geldiğini sandım. Hayır, gerçekten de bana doğru geliyordu. Tezgahtar ve -beni almasını istediğim- hanımefendi arasında birkaç kısa diyalog geçti. Elma alacaktı, bu tezgahtan alacaktı ama beni seçeceği ne malumdu?

   Beni de almıştı. Bir süre torbasında kaldıktan sonra bir eve geldim. Çok hoştu. Beni yemeden önce kesmemelerini umut ediyordum. Böylesi hem onlar için, hem benim için daha sağlıklı olurdu, öyle de yaptılar. Sevimli bir çocuk beni ısırdı, önce biraz acıttı sonra geçti. Onun içi çok yararlı bir besindim. Sadece düşününce artık bitmiş olduğumu fark ettim. Lakin öyle çevreci bir aileye denk gelmişim ki çekirdeğimi küçük bir saksıya ektiler. Her gün suladılar beni. Yeniden filizlenmek, yeniden, yeniden yeni umutlara tutunmak…

   “ Daha şu saksıdan ilk çıktığım anı, bu eve ilk girdiğim günleri hatırlıyorum çocuklar. Ya işte böyle…” Doğduğum ağaçta bizlere hep buralara nasıl gediğini anlatırdı. Şimdi ben onun yerindeyim. Halbuki hepsi dün gibiydi. Zaman ne kadar da çabuk geçmişti, ben bile inanamamıştım. Şimdi ben mi tek tek dalımdan küçük yavrularımı uğurlayacaktım? Bir gün bende mi kuşlarımı yuvadan uçuracaktım?